|

ESMÂÜ'L-HÜSNÂ
Cenâb-ı Allah'ın
güzel isimleri.
Yasadığımız
dünya, felekler,
yıldızlar, ay ve
güneş birer
âlemdir. Bütün
bu âlemler bir
ahenk
içindedirler.
Bu, Allah'ın Rab
sıfatının bir
tecellisidir.
Dünyadaki
düzenin
kaidelerini
koyup,
varlıkları bir
ahenk içinde
yaşatma da Rab
sıfatının
gereğidir.
Doğmamız,
büyümemiz,
ölmemiz,
insanlardâki
yücelik, ahlâk,
terbiye, kemal
hep Rubûbiyet
sıfatının
yansımasındandır.
Gözün görmesi,
aklın ermesi,
bütün iş ve
hareketler, olma
ve oluşma Rab
sıfatının bir
tecellisidir.
Onsuz bir
hareket ve
düşünce yoktur.
Gerek Kur'ân-ı
Kerîm'de gerek
hâdis-i
şeriflerde gecen
birçok güzel
ismi vardır.
Aslında bu
isimleri iki
grupta ele almak
mümkündür:
a) Hak Teâlâ'nın
zatına mahsus
bir özel isim
olan "Allah"
lâfz-ı şerifi
Ondan başka bir
varlık hakkında
kullanılmamıştır.
Kullanılması
caiz değildir.
Bu ismin
tesniyesi (ikil
siğası) ve
çoğulu da
yoktur. Bir
başka dile
tercüme
edilemez, hiçbir
kelime onun
yerini tutamaz.
b) Allahu
Teâlâ'nın ikinci
gruba giren
isimleri,
sıfatlarından
alınan
isimlerdir. Ayet
ve hadislerde
Cenâb-ı Hakk'ın
pekçok güzel
isminden
bahsedilir.
Bunlardan her
biri O'nun
sıfatları ile
ilgili ve
onlardan alınan
isimlerdir.
Rahman, Rahîm,
Âlîm, Hâlik vs.
gibi. Bu isimler
bir başka dile
tercüme
edilebilir.
Meselâ, Hâlik
ismi, yaratan
veya yaratıcı
olarak
söylenebilir.
Müminin Allah
hakkındaki
inancı, O'nun
zâtının mukâddes
olduğu, diğer
zat ve eşyâyâ
benzemediği,
yüce sıfatlarla
sıfatlandığıdır.
Allah kendisini
Esmâü'l-Hüsnâ en
güzel isimler
ile
isimlendirmiştir
(el-A 'râf,
7/180; el-İsrâ,
17/1 10; Tâhâ,
20/7; el-Haşr,
59/24). Doksan
dokuz adet olan
bu isimlerin
basında "Allah
gelir. Diğer
isimlerin
hiçbiri anlam ve
içerik
itibarıyla
"Allah" isminin
yerini alamaz.
Bu nedenle,
İslâm'a girecek
kişi, "Lâ ilâhe
İllâllah" der;
"Lâ ilâhe
illarahman"
demez. Namaza
başlarken, "Allahü
Ekber"der;
"Rahman Ekber"
diyemez. Allahu
Teâlâ'nın bütün
isimleri
güzeldir. Kur'an-ı
Kerîm'de,
"Allah'ın güzel
isimleri vardır.
O halde Allah'a
o güzel
isimlerle dua
edin" (el-A'râf,
7/180);
"De ki: "İster
Allah deyip dua
edin, ister
Rahman deyip dua
edin; hangisi
ile dua
ederseniz edin,
onun güzel
isimleri vardır
'' (el-İsrâ, 1
7/110)
buyurulmuştur
Peygamber
efendimiz de bir
hadislerinde
şöyle
buyurmuştur: "Allahu
Teâlâ'nın doksan
dokuz ismi
vardır. O
isimleri kim
ezberlerse
(sayar, manasını
anlar ve şuûruna
ererse) cennete
gider. şüphesiz,
Allah tektir ve
tek olmayı
sever" (Buhârî,
Daavât, 68).
Allahu Teâlâ'nın
isimleri
doksandokuz
isimden ibaret
değildir. O'nun
ayet ve
hadislerde gecen
başka isimleri
de vardır.
Yalnız Tirmizî
ve İbn Mâce'de
geçen bir
hadiste bu
doksandokuz isim
teker teker
sayılmıştır. Bu
isimler
şunlardır:
ALLAH:-Tüm
isim ve sıfatlan
kendinde
toplayan yüce
Allah'ın
zatının, başka
hiçbir varlığa
verilemeyen
ismidir.
2) RABB:
Terbiye eden,
yaratan,
besleyen, mâlik,
en mükemmel,
sahip tutan ve
idare eden
anlamlarına
gelir. Rabb
ismi, yüce
Allah'ın umûmî
isimlerindendir.
Âlemlerin
devamını
sağlayan yüce
Allah, onların
Rabbi'dir.
Allah'ın her
türlü
eksiklikten
münezzeh olan
Rubûbiyeti ve
O'nun neticesi
olan terbiyesi,
besleyip
büyütmesi
olmasaydı,
kainatta ne
varlıktan, ne de
tekâmül'den
hiçbir eser
bulunmazdı. Eğer
bir kemâlimiz,
bir terbiyemiz,
ölçülü bir
şekilde
doğmamız,
büyümemiz,
yaşamamız ve
ölmemiz varsa
bunlarda yüce
Allah'ın Rab
sıfatının
yansımasını
görmemek mümkün
değildir. Bu
âlemde görülen
ve bilinen her
şeyde yüce
Allah'ın
sıfatlarının
belirtisi
vardır.
3) RAHMAN:
Allah'ın pek
merhametli, çok
rahmet sahibi
olması
anlamlarına
gelen bir sıfat
ismidir. Sıfat
ismi olmakla
beraber, bu
ismin Allah'tan
başkasına
verilmesi uygun
görülmez. "Çok
rahmet sahibi,
gayet merhametli
ve sonsuz
rahmeti bulunan"
diye tefsir
edilip
açıklanabilirse
de, yalnız yüce
Allah'ın özel
bir ismi
olduğundan
dolayı tam
anlamıyla
tercüme
edilemez.
Dilimizde onun
tam karşılığı
olan bir kelime
yoktur.
"Esirgeyici"
olarak tercüme
edilmesi de
doğru değildir.
Dolayısıyla bu
anlam Rahman
isminin
tercümesi
olamaz. "Acıyan"
diye tercüme
edilmesi de onun
tam anlamını
vermekten
uzaktır. Çünkü
kuru bir acıma
merhamet
değildir.
Bilindiği gibi,
merhamet acıyı
giderip yerine
sevinç ve
iyiliği
getirmektir. Bu
itibarla
merhametli
sözcüğünden
anladığımız
anlamı,
diğerlerinden
anlayamayız.
Rahman, "pek
merhametli"
şeklinde eksik
olarak tefsir
edilebilirse de
tercüme
edilemez. Yüce
Allah'ın
rahmeti, sadece
bir iyilik
duygusundan
ibâret değildir.
O'nun rahmeti,
insanlara iyilik
dilemesi ve
sayılamayacak
kadar nimetler
vermesidir. O
halde "Rahman"
ismini böylece
bilmek ve
anlamak gerekir.
Her gün
karşılaştığımız
ve içinde
bulunduğumuz
nimetler,
aslında bize
Rahman'ın en
güzel
açıklamasıdır.
4) RAHÎM:
"Çok merhamet
edici' anlamında
bir isimdir.
Allah'ın sıfat
ismi olmayıp,
Allah'tan başka
varlıklara da
verilebilen bir
isimdir. Bu iki
sıfat "Rahmet"
mastarından
türemiş olmakla
beraber,
aralarında ifade
ettikleri anlam
bakımından
farklar vardır.
Rahman ve Rahîm
arasındaki bu
farklar şöylece
belirtmek
mümkündür:
a) Rahman
sıfatı; daha
ziyâde ezelle;
Rahîm sıfatı ise
daha çok ebedle
ilgilidir. Bu
nedenle
hadislerde yüce
Allah'ın
hakkında
"Dünyanın
Rahman'l
ahiretin
Rahîm'i"
ifadelerinin
kullanıldığını
görüyoruz.
Rahman sıfatı
bütün insanları;
Rahîm sıfatı ise
yalnız müminleri
kapsar.
b) Rahman
sıfatı; hiçbir
kayıt ve şarta
bağlı olmaksızın
varlıkları
yaratmak,
meydana
getirmek,
onların çalışıp
çalışmadıklarına
bakmadan sayısız
nimetlerle
nimetlendirmek
anlamına
gelirken; Rahîm
sıfatı Allah'ın
emirleri
doğrultusunda
çalışanlara,
çalıştıklarının
karşılığını
vermek anlamına
gelmektedir.
c) Rahman
sıfatı;
ümitsizliğe,
karamsarlığa
imkan bırakmayan
kesin bir ümit
ve ezelî bir
yardım ifade
eder. Rahîm
sıfatı ise,
yaptığımız
işlerimizin
Allah tarafından
mükâfatlandırılacağını
ifade
etmektedir. Bu
nedenle Rahman
sıfatının ifade
ettiği mânâda
mü'min ve kâfir
eşit tutulup
ayırım
yapılmamış;
Rahîm sıfatının
belirttiği
manada ise,
mü'min ve kâfir
açık bir farkla
ayrılmışlardır.
5) el-MELİK:
Yüce Allah
Melik'tir. Yani
mülk sahibi,
bütün eşyanın ve
yaratılanların
tek mâlikidir.
Bütün varlıklar
üzerinde
emretme,
istediği gibi
tasarruf etme,
hiçbir şarta
bağlı olmaksızın
sahip olma O'na
mahsustur.
Yarattıklarına
emretme,
sakındırma,
cezalandırma,
istediğini
zelil,
dilediğini de
aziz etme
kudretine sahip
olan yalnız yüce
Allah'tır. O
yarattığı
mülkünde ve
orada olanların
hepsinde yegane
hükümdardır.
Sonsuz
kudretiyle
onları idaresi
altında tutan
tek yaratık
Allah'tır..
6) el-KUDDÛS:
Her türlü
hata, gaflet ve
acizlikten uzak,
eksiklikten
beri, mutlak
kemâl sahibi
anlamında.
Allah, sonradan
olma ve hiçbir
tasvir
kayıtlarına
sığmayan,
hakkında hiçbir
eksiklik
düşünülemeyen en
mukaddes olan en
yüce varlıktır
(el-Haşr, 59/23;
el-Cum'a, 62/1).
7) es-SELÂM:
Allah, her türlü
eminliğin,
salimliğin aslı
olup, ayıptan
kusurdan ve her
çeşit
eksikliklerden
uzak olan yüce
yaratıcı
anlamındadır.
Allah, yok
olmaktan ve
hatıra gelen her
türlü
eksikliklerden
uzaktır. Buna
göre dünyadan ve
ahiretten emin
olmak
isteyenleri ve
kurtuluşa ermek
dileğinde
bulunanları,
kurtuluşa
erdirecek olan
da yalnız
Allah'tır
(el-Haşr,
59/23).
8) el-MÜMİN:
Allah'ın iman ve
güven veren her
türlü şüphe ve
tereddütleri
kaldıran
anlamında bir
ismidir. Allah,
korku içinde
olanlara emniyet
ve güven
verendir. Bu
bakımdan her
türlü korkudan
emin olmak için
Allah'a iltica
edilmeli, O'na
sığınılmalıdır.
9) el-MÜHEYMİN:
Allah'ın görüp
gözeten, her
şeye şahit olan,
her şeyi
koruması altına
alan, onları
muhâfaza edip
saklayan olduğu
anlamına gelir.
10) el-AZİZ:
Allah'ın, hiçbir
yönden mağlup
edilemeyen, her
işinde mutlak
gâlip gelen, son
derece izzetli
ve yüce olduğu
manasına gelir.
Hiçbir yönden
benzeri olmayan
dilediğini yapan
ve buna güç
yetiren, yüce
varlığını ve
kudretini hiçbir
gücün mağlup
edemediği tek
yaratıcı
Allah'tır.
11) el-CEBBAR:
Allah'ın,
yarattığı tüm
varlıklarının
ihtiyaçlarını
karşılayan, her
konuda çok güçlü
ve kudretli
olduğu
anlamındadır.
Ayrıca Allah'ın
yarattıklarının
tümünü kendi
iradesine mecbur
eden, dilediğini
de zorla
yaptırmaya gücü
yeten, kesin
hükmüne karşı
gelinemeyen
yaratıcı olduğu
anlamına da
gelir. Yüce
Allah'ın "Cebbâr"
sıfatı sebebiyle
insanların,
işlerine kendi
iradeleri ve
serbestlikleri
olmadığı
sanılmamalıdır.
Çünkü Allah,
bildirdiği emir
ve yasaklarına
uyup uymama
konusunda
insanları kendi
iradelerinde
serbest
bırakmıştır.
Şüphesiz
insanların,
Allah tarafından
akıllı ve
iradeli
yaratılmalarının
bir anlamı
vardır. Allah,
insanı O'nun
hükümlerini
tanıyıp bilmesi
için akıllı,
kendi irade ve
istekleri ile
O'nun emrine
uymaları ve
gösterdiği bu
yolda yürümeleri
için de serbest
iradeli
yaratmıştır.
Ancak Allah'ın,
insanlara
işlerinde
serbestlik
tanımış olması,
onların bütün
isteklerini
yerine getirmeye
mecbur olduğu
anlamına gelmez.
Örneğin Allah'ın
emirlerini
dinlemeyip O'na
karşı gelen
asiler,
günahkârlar
cezaya yanaşmak
istemeseler de
vakti gelince
cezalarını
çekmeye mecbur
olacaklardır.
Allah'ın mutlak
iradesi ve
kudreti altına
girmeyen hiçbir
varlık
düşünülemez.
"Allah'ın
dininden
başkasını mı
arıyorlar? Oysa
göklerde ve
yerde olanların
hepsi, ister
istemez O'na
teslim olmuştur
ve O'na
döndürülüp
götürüleceklerdir"
(Âlu İmrân,
3/83).
12)
el-MÜTEKEBBİR:
Allah'ın
her hususta çok
büyük ve azamet
sahibi ulu bir
yaratıcı olduğu
anlamındadır.
Büyüklük O'nun
hakkıdır.
Yaratılmışların
hiçbirinin böyle
bir hakkı
yoktur. Allah,
zatında
sıfatlarında ve
işlerinde,
mutlak manada
büyüklüğün tek
sahibidir.
Hiçbir insan
için bu mânâda
bir büyüklükten
söz edilemez.
Kendilerini
büyük sanan
nicelerinin,
Allah'ın sonsuz
kudreti ve
büyüklüğü
karşısında ne
kadar
küçüldükleri
imkân imkânsız
olan bir
gerçektir.
Büyüklük
sevdasına
kapılanların yok
olmalarına,
bazen küçücük
bir olay hattâ
çok küçük bir
yaratık, bir
mikrop bile
yetmiştir. Bu
gerçek
karşısında
insanlar hangi
büyüklükten söz
edebilirler?..
13) el-HÂLİK:
Allah'ın
yaratıcı
olduğunu
belirten bir
sıfattır.
Yaratmak ise bir
şeyi var etmek,
hiç benzeri
olmayan bir şeyi
meydana getirmek
demektir. Bu
manada Allah'tan
başka hiçbir
yaratıcı yoktur.
Herşeyi yaratan
O'dur.
İnsanların
ortaya
koydukları
şeyler yaratma
değildir; var
olanlardan yeni
bir şey elde
etmektir. Allah,
yaratandır;
O'nun dışındaki
tüm varlıklar
ise
yaratılmıştır.
14) el-BÂRÎ:
Allah'ın,
yarattıklarını
temiz ve sağlam
bir nizâm üzere
yaratması,
olgunlaştırarak
birbirinden
farklı
niteliklerde
meydana
getirmesi
mânâsındadır.
Şüphesiz
varlıkları
seçip,
düzenleyip
olgunlaştırarak
her birini ayrı
bir özellikte
yaratan
Allah'tır.
15) el-MUSAVVİR:
Allah'ın
yaratmış olduğu
varlıkların
şekil ve
durumlarını
takdir edip,
dilediği şekilde
meydana
getirmesi,
şekillendirmesi
anlamına gelir.
16) el-GAFFÂR:
Kullarının
günâhlarını
affeden ve çok
bağışlayan yüce
varlık anlamına
gelir. Günâh
işlemek
insanların
özelliği olduğu
gibi, onların
günâhlarını
örtmek ve
bağışlamak da
yüce Allah'ın
ayrılmaz
sıfatlarındandır.
17) el-KAHHÂR:
Allah'ın
ziyadesi ile
kahredici, yok
edici yüce bir
varlık olduğu
manasına gelir.
Sonsuz
kudretinin
karşısında
hiçbir kimsenin
gücü ve kudreti
olamaz. Ama
serbest
iradeleriyle
O'nun karşısına
çıkma cüretini
gösterenlere de
lâyık oldukları
cezaları tam
olarak
verecektir.
Allah'ın
kayıtsız
üstünlüğüne
sınır koyacak
hiçbir varlık
yoktur.
18) el-VEHHÂB:
Allah'ın çok
hibe eden, çok
fazla bağışlayan
olduğu anlamına
gelir. Hak
sahibi
olmadıkları
halde
yarattıklarına
çok çok
verendir.
19) er-REZZÂK:
Allah'ın bütün
yaratıkların
rızıklarını
veren olduğunu
ifade eder. Her
canlı için
gerekli gıdayı
bahşedip yaratan
ve bol bol veren
Allah'tır.
20) el-FETTAH:
Kulların, her
türlü güçlük ve
sıkıntılarını
açan ve
kolaylaştıran
manasına gelir.
Faydalı ilimlere
karşı insanların
kalbini açarak,
onların islerini
kolaylaştıran,
bütün
zorluklarını
ortadan kaldıran
yüce Allah'tır.
Her işinde üstün
gelen O'dur.
21) el-ÂLİM:
Allah'ın,
çok bilen,
bilgisi ezelî ve
ebedî olan, her
şeyi her yönüyle
bilen tek
yaratıcı olduğu
manasını ifade
eder.
22) el-KÂBIZ:
Allah'ın, her
şeyi sonsuz
kudreti altına
alan, bu
kudretiyle
kuşatıp
kavrayan, her
şeyi emri altına
alıp tutan en
yüce varlık oldu
Bu anlamına
gelir.
23) el-BÂSIT:
Allah'ın,
her hayrı veren,
lütuf ve
rahmetini
kullarına yayan
yüce yaratıcı
olduğunu ifade
eder. Allah,
insanlara rızık,
neşe, rahatlık
ve bolluk
vererek onlara
lütuf ve
rahmetiyle
muâmele
etmektedir.
24) el-HÂFID:
Allah'ın,
emirlerini
dinlemeyen,
başkalarını
beğenmeyen,
büyüklenip hak
ve hukuk tanımaz
zorbaları rezil,
perişan eden
anlamına gelen
bir ismidir.
25) er-RÂFİ:
Kaldıran,
yükselten ve
yüksek olan
anlamlarına
gelir. Gönülleri
iman ve irfan
ışığıyla
parlatan, yüksek
gerçeklerden
haberdar eden
yüce Allah'tır.
Her yönüyle yüce
ve yüksek olan
O'dur.
26) el-MU'İZZ:
İzzet ve ikrâm
edici, şeref
sahibi anlamına
gelir.
Yalancılığa,
samimiyetsizliğe
itibar etmez.
27) el-MÜZİLL:
Yüce
Allah'ın, lâyık
olanları zillete
düşüren, zelil
kılan, onları
hor ve hakir
eden anlamına
gelen bir sıfat
isimdir.
28) es-SEMI':
İşiten, işitme
kuvve tine sahip
olan ve işitme
gücünü verendir.
O, hiçbir şartla
ve kayda bağlı
olmaksızın
işitir.
29) el-BASÎR:
Herşeyi her
yönüyle eksiksiz
gören,
yaratıklarına da
görme duyusunu
veren anlamını
taşır.
30) el-HAKEM:
Hüküm koyan,
emir veren,
varlıklar
hakkında hükmünü
tamamen icra
eden anlamına
gelir.
31) el-ADL:
Allah'ın
herkese hakkını
veren, koyduğu
âdil
hükümleriyle
zulme razı
olmayan, zulmü
ve zâlimi
sevmeyen
anlamına gelen
sıfatının
ismidir. O,
hüküm verenlerin
en hayırlısıdır
(el-A 'raf,
7/85; Yûnus,
10/109; Yûsuf,
12/80).
32) el-LATÎF:
En ince işlerin
bile bütün
inceliklerini
bilen, nasıl
yapıldığına
nüfuz edilemeyen
en ince şeyleri
de yapan,
seçilmez
yollardan da
kullarına
çeşitli faydalar
ulaştırandır
(el-En'âm,
6/103).
33) el-HABÎR:
Herşeyden
haberdar olan,
her şeyin iç
yüzünden ve
gizli tarafından
her yönüyle
haber sahibi
bulunan, onlara
yumuşak
davranarak
cezalarını
geriye
bırakandır.
34) el-HALİM:
Acele etmeyen,
günahkârların
cezasını vermeye
güç yetirdiği
halde bunu acele
yapmayıp, onlara
yumuşak
davranarak
cezalarını
geriye
bırakandır.
35) el-AZİM:
Çok yüce
ve çok büyük
olan; sınırsız
ve kayıtsız
büyüklük,
üstünlük de
yalnız O'ndadır.
36) el-GAFÛR:
Mağfiret eden,
yargılayan,
suçları
bağışlayan,
affeden,
insanların
beğenilmeyen
taraflarını
gizleyendir.
37) eş-ŞEKÛR:
Çok şükre
lâyık olan,
kendi rızası
için şükredilen,
şükür olarak
yapılan iyi
işlerin daha
fazlasıyla
karşılığını
veren, insanlara
nimetlerini
artırarak şükür
muamelesi
yapandır.
38) el-ALİYY:
Yüksek, büyük ve
yüce olan;
kudrette,
bilgide,
hükümde, irâdede
ve diğer bütün
kemâl
sıfatlarında
üstün olandır.
Herşey O'nun
hükmü ve emri
altındâdır.
39) el-KEBİR:
Büyük,
yüce anlamında
olup, Allah'ın
kâinatı ve
ondâkileri hüküm
ve kudretiyle
idâre eden, her
şeyi hükmü
altına alan
sıfatının
ismidir.
40) el-HAFIZ:
Muhafaza
eden, koruyup
saklayan,
yapılan işleri
bütün
ayrıntılarıyla
saklayıp, her
şeyi belli
vaktinde afet ve
belâlardan
koruyandır.
41) el-MUKÎT:
Rızıkları
yaratıcıdır.
42) el-HASÎB:
Herkesin
yaptıklarını
takdir eden,
yapılanları
bütün
ayrıntılarıyla
bilip her insanı
hesaba çekerek
yaptığının
karşılığını
verendir (el-Ahzâb,
33/39).
43) el-CELÎL:
Büyüklük ve
ululuğu pek yüce
olandır. Sıfat
ve-isimleriyle
her türlü
büyüklük kendine
ait olandır.
44) el-KERÎM:
Cömert,
kerem sahibi;
muktedir iken
affeden,
cömertlik
duygusunu veren,
va'dini yerine
getirendir.
45) er-RAKÎB:
Görüp gözeten,
murâkebe eden,
bütün varlıklar
üzerine gözcü
olup bütün
işlerini kontrol
altına alandır
(en-Nisâ, 4/1).
46) el-MUCÎB:
İcâbet eden,
isteyene
karşılık veren,
teklifleri bilen
ve O'na
yalvaranların
isteklerine
icâbet eden ve
karşılık
verendir
(el-Bakara,
2/186).
47) el-VASİ':
Bağışlaması bol
ve rahmeti çok
olandır.
Yarattıklarına
maddi ve
manevigenişlik
verendir
(el-Bakara,
2/247).
48) el-HAKIM:
Herşeyi
inceliğiyle
bilen, bu
bilgisine göre
emir ve
yasakları
vâzeden,
buyrukları ve
bütün işleri
yerli yerinde
olandır.
49) el-VEDÛD:
Çok
şefkatli,
muhabbetli,
salih kullarını
çok seven ve
onlarca çok
sevilen, onları
rahmet ve
rızasına
erdiren;
sevilmeye ve
dostluğu
kazanılmaya
yegane lâyık
olandır. Sevgi
ve dostluk
hissini
yaratandır (Hud,
1 1/90).
50) el-MECÎD:
Şan, şeref,
büyüklük ve
kudretinden
dolayı yüce olan
ve güzel
işlerinden
dolayı da
sevilip
övülendir.
Şeref, ancak
kendi emir ve
yasaklarına
uymakla elde
edilebilir (Hud,
11/73).
51) el-BAİS:
Sebepleri
yaratan ve
ölüleri
diriltendir.
İhtiyaçlarma
göre insanlara
peygamberler
gönderendir.
52) eş-ŞEHÎD:
Herşeye şahit
olan, her şeyi
hakkıyla gören,
bilen ve
muamelesini de
buna göre
yapandır.
53) el-HAKK:
Varlığı hiç
değişmeyen, hiç
yok olmayan ve
gerçek olandır
(el-Hacc, 22/6).
54) el-VEKİL:
Hayatını, O'na
tevekkül ederek
düzenleyen ve
böylece O'na
sığınanların
işlerinde
kendilerine
yardım edendir;
İdaresinde
hiçbir kayda ve
şarta bağlı
olmayandır.
55) el-KAVÎ:
Kudretli, güçlü
ve sınırsız
kuvvet sahibi
olandır. Herşey
O'nun kudret ve
kuvveti
karşısında
güçsüzdür; O'na
boyun eğmek
zorundadır.
56) el-METİN:
Metânetli,
kuvveti çok
şiddetli olup
hiçbir iş O'na
zor değildir.
57) el-VELÎ:
Emir sahibi ve
iyi insanların
yani müminlerin
dostu (velisi)
olup onlara
yardım ederek
işlerini
yönetendir.
58) el-HAMÎD:
Çok övülen,
övgüyle değer
sıfatlarıyla
hamd edilendir.
Bütün varlığın
diliyle övülmeye
lâyık ve her an
hamd edilen tek
yüce varlıktır.
59) el-MUHSÎÎ:
Allah, çokça
veren, sonsuz
düşünülse bile
her şeyin
sayısını her
yönüyle
bilendir.
60) el-MÜBDÎ:
Hiç
yoktan ortaya
koyan, vareden,
yaratandır.
O'ndan başka
yaratıcı yoktur.
61) el-MU'ÎD:
Yaratılmışları
yok ettikten
sonra tekrar
yaratandır.
O'ndan başka
yaratıcı olamaz.
62) el-MUHYÎ:
Dirilten,
canlandıran ve
hayat verendir.
O'nun
öldürdüğüne
kimse hayat
veremez
(Fussilet,
41/39)
63) el-MÜMÎT:
Öldüren,
ölümü her
canlıya takdir
edip bunu
uygulayandır.
64) el-HAYY:
Diri,
canlı hiç
ölmeyen, hayatı
ezeli ve ebedi
olandır.
65) el-KAYYÛM:
Baki ve ebedi
olan; her şeyin
O'nun kudret ve
iradesiyle
varlığını
sürdürebildiği
tek varlıktır
(el-Bakara,
2/250; Âlu
İmrân, 3/1).
66) el-VÂCİD:
Var olan ve her
şeyi vareden,
icad eyleyen;
varlığı
kendinden olan;
dilediğini
istediği anda
var edip
yaratandır. O'na
karşı hiçbir şey
kendini
gizleyemez.
67) el-VAHİD:
Tek, bir olmak,
Allah ikincisi
olmayan tek
birdir. Zatında,
sıfatlarında,
işlerinde ve
hükümlerinde
asla
ortağı-dengi ve
benzeri
bulunmayandır.
68) es-SAMED:
Hiçbir şeye
muhtaç olmayan,
tüm yaratıkların
ihtiyacını
gideren ve her
türlü istekte
doğrudan
kendisine
başvurulandır.
69) el-KADÎR:
Kudret sahibi,
tükenmez kudreti
olan, istediğini
dilediği gibi
yapmaya muktedir
olandır. Her
türlü güç ve
kuvvet de
O'ndandır
(el-Bakara,
2/20).
70) el-MUKTEDİR:
Gücü her şeye
yeten, her şeyi
dilediği duruma
getiren, kuvvet
sahipleri
üzerinde
istediği gibi
tasarruf
edendir.
71) el-MUKADDİM:
Herşeyden önce
olan, dilediğini
öne alan;
dilediğine maddi
ve manevi
nimetler verip
yükselten, öne
geçiren,
ilerlemelerini
sağlayandır.
72) el-MUAHHİR:
Herşeyden sonra
yine var olan;
emir ve
yasaklarına
uymayanları
zelil edip
arkaya bırakan,
istediğini geri
koyandır.
Sonunda yine
sadece O var
(olarak)
kalacaktır.
73) el-EVVEL:
Herşeyden önce,
öncelerin
öncesi,
başlangıçların
yaratıcısı ve
varlığının
öncesi
olmayandır.
74) el-AHİR:
Herşey
son bulunca O,
var olarak
kalacaktır.
Varlığının sonu
yoktur.
75) ez-ZÂHİR:
Görünen,
varlığında hiç
şüphe olmayan,
varlığı her
şeyden aşikâr
olandır. Her
yaratık
yaratanının
görülen bir
şâhididir.
76) el-BATIN:
Gizli,
cisim olarak
görülmeyen,
varlığı gizli
olan, ancak
varlığı da kesin
olarak
bilinendir.
(Hayal, duygu,
akıl ve
düşüncenin de
görülmeyip
eserle
varlıklarının
kesin olarak
bilinmesi gibi).
77) el-VALÎ:
İdare eden bu
büyük kâinatı ve
onda her an olup
bitenleri idare
edip yönetendir.
İdare etme
yeteneği
O'nundur.
78- el-MUTE'AL:
Yüksek ve
yüce varlık...
Bilinenlerin en
üstün olanı...
Akım
yaratılmışlarda
mümkün gördüğü
her şeyden çok
yüce olandır.
79) el-BİRR:
İyilik ve
güzellik,
bağışta bulunma,
kullarına
yardımcı olma
anlamlarında
Yüce Allah'ın
bir sıfat
ismidir. İyiliği
ve ihsânı
çoktur. İyilik
ve ihsan gibi
hisler de sadece
ondadır (et-Tûr,
52/28).
80) et-TEVVÂB:
Tövbeleri çok
kabul eden,
tövbe kapısını
açık tutarak
tövbe etme
imkânı verendir.
Samimi olarak
günahlardan
dönüp tövbe
edenleri
bağışlayandır.
81) el-MÜNTEKİM:
İntikam alan,
günahkârları,
adaletiyle
yargılayarak
lâyık oldukları
cezaya çarptıran
demektir.
82) el-AFÜV:
Merhametli,
daima affeden,
günâhlardan
dilediğini
affedip suçları
bağışlayandır.
83) er-RAÛF:
Çok
merhamet eden,
insanları
yükümlü tutmada
pek müsâmahalı
ve yumuşak
davranandır.
84)
MALİKÜ'L-MÜLK:
Herşeyin tek
sahibi, her ne
varsa O'nundur.
Herşey üzerinde
mutlak tasarruf
yetkisi sadece
O'na aittir. O
h;llde Ondan
başkasına kulluk
edilmez.
85) ZÜLCELÂL-İ
VE'L-İKRÂM:
Celâl ve ululuk
sahibidir. İkrâm
ve ihsân
edicidir. Hürmet
ve saygıya
yegane lâyık ve
tüm büyüklüklere
sahip olandır.
86) el-MUKSİT:
Doğru hareket
eden, bütün
işlerini
birbirine uygun
ve yerli yerinde
yapandır.
87) el-CÂMİ:
Derleyen,
toplayan, her
şeyi kudreti
içinde
bulundurup
dilediğini
istediği anda ve
istediği yerde
toplayandır.
88) GANÎ:
Hiçbir şeye
ihtiyacı
olmayan,
hakkında
noksanlık ve
ihtiyaçtan
sözedilemeyendir.
89) el-MACİD:
Kerem ve
müsâmahası
sınırsız
olandır.
İnsanlara
iyilikle muamele
edip onları
himâye etme
lütfunda
bulunan, her
türlü
sıkıntılarını
giderendir.
90) el-MÂNİ':
Herşey O'nun
emir ve
korumasına
bağlıdır. O'nun
emri olmadıkça
hiçbir şey
olamaz.
İstemediği
şeyin, yani
takdir
etmediğinin
olmasına imkân
yoktur.
91) en-NÛR:
Alemleri,
bütün kâinâtı
nurlandıran,
aydınlatan;
istediği
simalara,
zihinlere ve
gönüllere nur,
aydınlık ihsan
edendir.
92) el-HADÎ:
Hidâyet
eden, doğru yolu
gösteren;
hidayet yaratan;
istediğini iyi
işlerde başarıya
ulaştıran,
kullarına doğru
yolu
gösterendir.
93) el-BEDÎ:
Eşi ve
benzeri olmayan,
bir şeyi en
mükemmel yapan,
yaratan, eşsiz
ve görülmemiş
şeyleri
varedendir.
Varlıklar
âleminde O'nun
eşi ve benzeri
yoktur. Hayret
verici âlemleri
yoktan var eden,
icad eden O'dur.
94) el-BÂKÎ:
Sürekli var olan
ve var olacak
olandır. Sonu
olmayandır.
Allah'ın
varlığının sonu
yoktur.
95) el-VARİS:
Tüm varlıkların
gerçek sahibi,
varisidir.
Servetlerin
geçici sahipleri
yok olduktan
sonra da varlığı
devam eden ve o
servetlerin
sahibi olandır.
96) er-REŞÎD:
Doğru yolu
gösteren:
İnsanları,
peygamberlerin
getirdiği ve
tebliğ ettiği
kitaplar
vasıtasıyla
doğru yola
iletendir.
Allah, bütün
işleri ezeli
takdirine göre
yönetip,
dosdoğru bir
düzen içinde
sonuca
ulaştırandır.
97- es-SABÛR:
Çok sabırlı,
hiçbir şeyde
acele etmeyen;
kendine isyan
edenleri
cezalandırmada
acele etmeyip,
onlara süre
verendir.
98- ed-DAR:
Elem ve zarar
verici şeyleri
hikmetinin
gereği olarak
yaratandır. Yüce
Allah, zarar
veren şeyleri
yaratmıştır.
Fakat onlardan
zarar görmemizi
değil, akine
maddi-manevi
bütün
zararlardan
sakınarak
korunmamızı
emretmiştir.
99) en-NAFİ:
Hayır ve fayda
verici şeyleri
yaratandır.
Bütün olaylar
sebepleriyle
meydana
geliyorsa da,
sebepler yok'u
var edemez.
Onlar ancak
insanların
elinde birer
vesîle ve
Hakk'tan isteme
vâsıtası olmak
üzere
yaratılmışlardır.
Allah'ın zâtı,
bir: güzel
isimleri (esmâü'l-hüsnâ)
ise çoktur.
Allah'ın doksan
dokuz ismi
hadis-i
şeriflerde de
bildirilmiştir.
İbn Kesir,
tefsirinde,
Buhâri ve
Müslim'in Ebû
Hureyre
(r.a.)'den
naklettikleri
bir hadis-i
şerifte
Peygamberimiz
(s.a.s.)'den
şöyle buyurduğu
rivâyet
ediliyor:
"Yüce Allah'ın
bir eksiğiyle
yüz ismi vardır.
(yani
doksandokuz).
Kim onları
sayarsa cennete
girer. O tektir,
tek 'i sever. "
|