2-el-BAKARA
Medine'de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir.
Kur'an'ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71.
âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız
281. âyeti Veda Haccında Mekke'de inmiştir.
İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir
kısmı bu sûrede yer almıştır. Hicretten sonra nazil olmuştur.
286 ayettir.
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1.
Elif. Lâm. MÎm.
2.
O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler
(sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
3.
Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz
mallardan Allah yolunda harcarlar.
4.
Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman
ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.
5.
İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve
kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
6.
Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan
da onlar için birdir; iman etmezler.
7.
Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların
gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve
ahirette) büyük bir azap vardır.
8.
İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a
ve ahiret gününe inandık" derler.
9.
Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar.
Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değillerdir.
10.
Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların
hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar
sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.
11.
Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak
ıslah edicileriz" derler.
12.
Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin
anlamazlar.
13.
Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği
vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman
ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler
ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten
gelirler).
14.
(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman
ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa
kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla
(müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.
15.
Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında
onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş
dolaşırlar.
16.
İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak
onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola
girememişlerdir.
Cenab-ı Allah bu suresinin başında önce yüce kitabı
Kur’an’dan, onun müttakiler için bir yol gösterici ve hidayet
kaynağı oluşundan, sonra da gayba iman dan ve İslam’ın temelini
oluşturan ana vazifelerden söz etmiş ve bu arada insanları inanç
yönünden üç gruba ayırmıştır.
Birincisi müminlerdir; onların vasıfları ilk beş ayette
özetlenmiştir.
İkincisi kafirlerdir; onların durumu da altıncı ve yedinci
ayetlerde özetlenmiştir.
Üçüncüsü, münafıklardır; bunların durumları da geniş bir şekilde
ele alınarak 8. ayetten 21. Ayete kadar geçen ayetlerde
açıklanmıştır.
Kur’an, insanlığa doğru yolu göstermek için gönderilmiş bir
kitaptır. Bu itibarla ilk önce kendisine muhatap olan insanlığın
doğru veya yanlış inanç durumunu bunların getirdiği
mesuliyetleri, doğruya veya eğriye inanan insanın dünyada ve
ahirette karşılaşacağı neticeleri izah etmiştir.
17.
Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan
kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda
Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar
içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler.
Ayet, münafıkların ilk anda İslam’ın nurundan aydınlanıp
müslüman olmalarını, karanlık gecede yanan meş’aleye ve onda8n
faydalananlara; sonra hemen küfre dönmelerini de o meş’alenin
sönüvermesine ve oradakilerin karanlıkta kalmalarına benzetiyor.
18.
Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri
dönemezler.
19.
Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde
yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a
tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan
gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.
Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
20.
(O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar
için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık
üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi
elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah
şüphesiz her şeye kadirdir.
21.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk
ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından
kendinizi kurtarmış) olursunuz.
22.
O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir
tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye
(yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a
şirk koşmayın.
23.
Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye
düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer
iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi
(yardımcılarınızı) da çağırın.
24.
Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve
taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için
hazırlanmıştır.
25.
İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan
cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden
kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize
verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden
dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette
tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.
Bu ayette, dünyada müslüman olup güzel işler yapan ve
gerçekten mümin olarak ahirete göçen kimselerin alacakları
mükafatlar anlatılmış, orada cennetliklere verilen nimetlerin
dünyadakilere benzediğine işaret edilmiştir. Ancak, ahiret
nimetlerinin dünyadakilerle aynı olduğu düşünülmemelidir.
Nitekim, Buhari’nin “Bedü’l-halk” bahsinde rivayet ettiği bir
hadiste “Cennet ehline gözlerin görmediği, kulakların
işitmediği, kalplerden bile geçmeyen nimetler verilir.”
Denilmiştir.
26.
Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da
ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere
gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek
olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal
vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi
saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği
misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer
imtihandır).
Bu ayette, sivrisinek ve ondan daha zayıf yaratıklarla temsil
getirilmesini küçümseyenlerin aslında kendilerinin küçük ve
değersiz oldukları, o yüzden Allah’a iman etmedikleri
anlatılmış, bunlara değer verip iman edenlerin ise akıllı ve
değerli kimseler oldukları, o yüzden Allah’a iman etmedikleri
anlatılmış, bunlara değer verip iman edenlerin ise akıllı ve
değerli kimseler oldukları bildirilmiştir. Bunlar birer
imtihandır. İnsanlardan bir kısmı iman eder, imtihanı kazanır,
bir kısmı da kaybeder.
27.
Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden
dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını
istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve
fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.
Fasık, hak yoldan sapan kimsedir Kesin olarak verilen söz de
ehl-i kitabın Tevrat ve İncil’de geleceği bildirilen ahir zaman
Peygamberine iman edeceklerini söylemeleridir ki, gelince iman
etmediler ve sözler